Vakıa Suresinin Faziletleri

vakıa-süresivakia-suresi-2

 

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim her gece Vakıa Suresini okursa, ona asla fakirlik isabet etmez.”Abdullah ibni Mesud (Radıyallahü Anh) vefat edeceği vakit müminlerin emiri olan Hazreti Osman (Radıyallahü Anh) onu ziyarete gelir. Ona “Neden şikayetin var?” deyince, o şöyle der: “Doktor beni hasta etti. Artık bana kim derman olabilir.” O zaman Hazreti Osman (Radıyallahü Anh): “Sana devlet hazinesinden maaş bağlatayım mı? deyince, O: “İstemez” der. O zaman Hazreti Osman (Radıyallahü Anh): “Arkanda kızlar bırakacaksın onlara lazım olur” deyince, Abdullah ibni Mesud (Radıyallahü Anh) yukarıda zikredilen hadisi şerifi rivayet ederek: “Ben kızlarıma her gece Vakıa Suresini okumalarını emrettim, onlarda buna devam ediyorlar. Dolayısıyla onlarda muhtaç olmazlar ” der.Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Vakıa Suresi, zenginlik suresidir. Onu okuyunuz ve o sureyi kadınlarınıza ve çocuklarınıza da öğretiniz.”

Vakia Suresi Arapça Okunuşu ;Bismillâhirrahmânirrahîm.(1) İzâ vakaatil vâkıatu (2) leyse li vak’atihâ kâzibeh(kâzibetun) (3) hâfidatun râfiatun (4) izâ ruccetil ardu reccen (5) ve bussetil cibâlu bessen (6) fe kânet hebâen munbessâ(munbessen) (7) ve kuntum ezvâcen selâse(selâseten) (8) fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneh (meymeneti) (9) ve ashâbul meş’emeti mâ ashâbul meş’emeh(meş’emeti) (10) ves sâbikûnes sâbikûne (11) ulâikel mukarrebûn (mukarrebûne) (12) fî cennâtin na’îm(na’îmi) (13) sulletun minel evvelîne (14) ve kalîlun minel âhirîn(âhirîne) (15) alâ sururin mevdûnetin (16) muttekiîne aleyhâ mutekâbilîn(mutekâbilîne) (17) yetûfu aleyhim vildânun muhalledûne (18) bi ekvâbin ve ebârîka ve ke’sin min maînin (19) lâ yusaddeûne anhâ ve lâ yunzifûn(yunzifûne) (20) ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûne (21) ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn(yeştehûne) (22) ve hûrun înun (23) ke emsâlillu’luil meknûn(meknûni) (24) cezâen bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne) (25) lâ yesmeûne fîhâ lagven ve lâ te’sîmen (26) illâ kıylen selâmen selâmâ(selâmen) (27) ve ashâbul yemîni mâ ashâbul yemîn (28) fî sidrin mahdûdin (29) ve talhın mendûdin (30) ve zıllin memdûdin (31) ve mâin meskûbin (32) ve fâkihetin kesîretin (33) lâ maktûatin ve lâ memnûatin (34) ve furuşin merfû’ah(merfû’atin) (35) innâ enşe’nâhunne inşâen (36) fe cealnâhunne ebkâren (37) uruben etrâben (38) li ashâbil yemîn(yemîni) (39) sulletun minel evvelîne (40) ve sulletun minel âhirîn(âhirîne)(41) ve ashâbuş şimâli mâ ashâbuş şimâl(şimâli) (42) fî semûmin hamîmin (43)ve zillin min yahmûmin (44) lâ bâridin ve lâ kerîmin (45) innehum kânû kable zâlike mutrefîn(mutrefîne) (46) ve kânû yusirrûne alel hınsil azîm (47) ve kânû yekûlûne e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûne (48) e ve âbâunel evvelûn (evvelûne) (49) kul innel evvelîne vel âhirîne (50) le mecmûûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûm (ma’lûmin) (51) summe innekum eyyuhed dâllûnel mukezzibûne (52) le âkilûne min şecerin min zakkûmin (53) fe mâliûne minhel butûn (butûne) (54) fe şâribûne aleyhi minel hamîm (55) fe şâribûne şurbel hîm(hîmi) (56) hâzâ nuzuluhum yevmed dîn(dîne) (57) nahnu halaknâkum fe lev lâ tusaddikûn(tusaddikûne) (58) e fe raeytum mâ tumnûn(tumnûne)(59) e entum tahlukûnehû em nahnul hâlikûn (hâlikûne) (60) nahnu kaddernâ beynekumul mevte ve mâ nahnu bi mesbûkîne (61) alâ en nubeddile emsâlekum ve nunşiekum fî mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne) (62) ve lekad alimtumun neş’etel ûlâ fe lev lâ tezekkerûn(tezekkerûne) (63) e fe raeytum mâ tahrusûn(tahrusûne) (64) e entum tezreûnehû em nahnuz zâriûn(zâriûne) (65) lev neşâu le cealnâhu hutâmen fe zaltum tefekkehûn(tefekkehûne) (66) innâ le mugremûne (67) bel nahnu mahrûmûne (68) e fe raeytumul mâellezî teşrebûn(teşrebûne) (69) e entum enzeltumûhu minel muzni em nahnul munzilûn(munzilûne) (70) lev neşâu cealnâhu ucâcen fe lev lâ teşkurûn(teşkurûne) (71) e fe raeytumun nârelletî tûrûn(tûrûne) (72) e entum enşe’tum şeceretehâ em nahnul munşiûn (munşiûne) (73) nahnu cealnâhâ tezkireten ve metâan lil mukvîn(mukvîne) (74) fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi) (75) fe lâ uksimu bi mevâkıın nucûmi (76) ve innehu le kasemun lev ta’lemune azîmun (77) innehu le kur’ânun kerîmun (78) fî kitâbin meknûnin (79) lâ yemessuhû illel mutahherûn(mutahherûne) (80) tenzîlun min rabbil âlemîn (81) e fe bi hâzel hadîsi entum mudhinûne (82) ve tec’alûne rızkakum ennekum tukezzibûn (tukezzibûne) (83) fe lev lâ izâ belegatil hulkûme (84) ve entum hîneizin tenzurûne ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lâkin lâ tubsırûn(tubsırûne) (86) fe lev lâ in kuntum gayre medînîne (87) terciûnehâ in kuntum sâdikîn(sâdikîne) (88) fe emmâ in kâne minel mukarrebîne (89) fe revhun ve reyhânun ve cennetu naîm(naîmin) (90) ve emmâ in kâne min ashâbil yemîni (91) fe selâmun leke min ashâbil yemîn(yemîni) (92) ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîne (93) fe nuzulun min hamîmin (94) ve tasliyetu cahîm (95) inne hâzâ le huve hakkul yakîn (96) fe sebbih bismi rabbikel azîm.

Vakia Suresi Türkçe Meali;

1- Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,

2- Onun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur.

3- O aşağılatıcı, yücelticidir.

4- Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı,

5- Ve dağlar darmadağın olup ufalandığı,

6-Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu,

7- Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman;

8- İşte o “Ashab-ı Meymene”, ne (kutludur o) “Ashab-ı Meymene”.

9- “Ashab-ı Meş’eme” ne (mutsuz ve uğursuzdur o) “Ashab-ı Meş’eme”.

10- Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.

11- İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.

12- Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;

13- Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,

14- Birazı da sonrakilerden.

15- ‘Özenle işlenmiş mücevher’ tahtlar üzerindedirler.

16- Karşılıklı yaslanmışlardır.

17- Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;

18- Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,

19- Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.

20- Arzulayıp-seçecekleri meyveler,

21- Canlarının çektiği kuş eti.

22- Ve iri gözlü huriler,

23- Sanki saklı inciler gibi;

24- Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);

25- Orada, ne ‘saçma ve boş bir söz’ işitirler, ne günaha sokma.

26- Yalnızca bir söz (işitirler:) “Selam, selam.”

27- “Ashab-ı Yemin”, ne (kutludur o) “Ashab-ı Yemin.”

28- Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),

29- Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,

30- Yayılıp-uzanmış gölgeler,

31- Durmaksızın akan su(lar);

32- Ve (daha) birçok meyveler arasında,

33- Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).

34- Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).

35- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.

36- Onları hep bakireler olarak kıldık,

37- Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,

38- “Ashab-ı Yemin” olanlar için.

39- (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,

40- Birçoğu da sonrakilerdendir.

41- “Ashab-ı Şimal”, ne (mutsuzdur o) “Ashab-ı Şimal.”

42- Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,

43- Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.

44- Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).

45- Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.

46- Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.

47- Ve derlerdi ki: “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?”

48- “Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?”

49- De ki: “Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de.”

50- “Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır.”

51- Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,

52- Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.

53- Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.

54- Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.

55- Üstelik ‘içtikçe susayan hasta develerin’ içişi gibi içeceksiniz.

56- İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.

57- Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?

58- Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?

59- Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?

60- Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir;

61- (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.

62- Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?

63- Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?

64- Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?

65- Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.

66- (Şöyle de sızlanırdınız:) “Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık.”

67- “Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık.”

68- Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?

69- Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz?

70- Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?

71- Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

72- Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?

73- Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.

74- Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.

75- Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.

76- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.

77- Elbette bu, bir Kur’an-ı Kerim’dir.

78- Saklanmış-korunmuş bir Kitap’ta (yazılı)dır.

79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.

80- Alemlerin Rabbinden indirilmedir.

81- Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz?

82- Ve rızkınızı (Kur’an’dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz?

83- Hele can boğaza gelip dayandığında,

84- Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz,

85- Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.

86- İşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz,

87- Eğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize.

88- Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,

89- Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).

90- Ve eğer “Ashab-ı Yemin”den ise,

91- Artık, “Ashab-ı Yemin”den selam sana.

92- Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise,

93- Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.

94- Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da.

95- Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku’l-Yakin).

96- Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.

Yorumlar

  1. berat 3 Kasım 2015 Cevap
    • Yonetici 10 Aralık 2015 Cevap

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir